EŞ SEÇİMİNDE EBEVEYN BENZERLİK İLİŞKİSİ

  Bireylerin evlilik ilişkilerini seçtikleri eşin kendi ebeveynlerine benzer özelliklere sahip olup olmaması etkileyebilir. Hatta eş seçimi yapmaya çalışan birey kendisine benzer ya da farklı özelliklere sahip birini ararken, anne ve babasına benzer özelliklere sahip bir eş seçme eğilimi de gösterebilir. Dolayısıyla bireyin ebeveynine yönelik ilişki tutumu algısı onun hangi tutuma sahip eş seçeceğinde önemli bir belirleyici olabilir. Örneğin bir kadın babasının annesiyle olan evlilik ilişkisinde otoriter olarak algılıyorsa kendisi de otoriter bir eş seçme eğilimi gösterebilir. Ya da kendisi evlilik ilişkisinde babası gibi otoriter bir tutum sergileyebilir. Bununla birlikte kendisi otoriter tutuma sahipken otoriter tutuma sahip bir eşte seçebilir. Bu benzerliğin sebebi ebeveynler ile bireyler arasındaki genetik benzerlikten kaynaklandığını çünkü bireylerin kendi genlerinin hayatta kalmasını garantiye almak için uğraştıklarını belirtmişlerdir.  Berezkei (2004) bu yüzden seçilen eşlerin kendi anne ve babalarından her birinin özellikleriyle benzer olduğunu açıklamaktadır. Evrim teorisi de bu görüşü desteklemektedir. Bu teoriye göre eş seçimindeki kriterler, korunma ve genetik değişkenliği desteklemek için önemlidir. Eşler çok net birbirlerine benzerler çünkü bireylerin davranışları kendi genlerinin hayatta kalmasını garantiye almak istemelerine göre düzenlenir (Hamilton ve Maynar- Smith, 1964). Geher (2003) tarafından yapılan bir araştırmada da, bireyin eşinin ebeveynlerinden birine olan benzerliği ile ilişki memnuniyetleri arasında bağlantı olduğuna dair bulgular elde etmiştir.

     Bauer ve Le Doux (2002) eşler kendi ailelerinde anlaşmazlık ve birbirine yabancılaşan bir anne baba ilişkisi gözlemlemişlerse; bu durumda kendileri genellikle yapıcı olmayan eş modelleri olduklarını, bu durumun ise özellikle boşanmalarda sıkça görüldüğünü, kötü ebeveyn ilişkisinin her zaman gelecek nesil için ayrılma ve boşanma riski taşıdığını ve anlaşmazlık yaşayan veya ayrılmış olan ebeveynlerin bu etkiyi güçlendirdiğini vurgulamışlardır.

ÇATIŞMA VE BOŞANMA ETKİSİ

     Davies ve Cummings’e (1994) göre çocuklar, eşler arasındaki ilişki sorunlarını (çatışmaları) nasıl çözdüklerine tepki verirler ve onları model alırlar. Dolayısıyla çocukların duyguları ve düşünceleri buna göre şekillenir. Eğer ebeveyn, evlilik ilişkisinde sorunlarını başarılı bir şekilde çözerlerse çocukları da aynı davranışları gösterirler. Bu durum bize ebeveyn ilişkisinde gözlenen ilişki tutumunun, bireyin kendi evlilik ilişkisinde takınacağı ilişki tutumunun belirleyicisi olacağına işaret edebilir. Amato (2001) özellikle boşanmış ailelerin çocukları ebeveynlerin ayrılığından dolayı uzun yıllar etkilendiklerinden, bağlanma sorunu olan ve kendi eşlerine karşı benzer yanlışları yapan kişiler haline geldiklerini belirtmektedir. Çünkü onlar için ebeveynleri her zaman “olumsuz kadın ve erkek imajına” sahiptir.

     Kaiser’e (2004) göre bir çocuğun aile modelini boşanmış veya beraber olan bir ebeveyn modeli şekillendirir. Çocuğun cinsiyet rol modellerini ancak bir aile içinde öğrenebileceği, boşanmış ailelerin çocuklarının mutlu ve sürekli beraberlik gibi bir evlilik şanslarının az olduğu, onların gerekli olan cinsiyet ve eş rollerini kazanamadıkları belirtilmektedir (Guttmann, 1989).  

EŞ SEÇİMİ

Ebeveyn modelleri aynı zamanda eş seçimlerimizi de etkilemekte, evlilikteki ilişkimize de bu yönde etki etmektedir. Ebeveynlerin özellikle eş seçiminin yapılmasında oldukça anlamlı etkisi olmakla beraber; bu durum bireylerin belli kriterlerinin olmasına ve aynı zamanda ilişkilerinin kalitesine de yön vermektedir (Kaiser, 2004).

Freud, eş seçmeyi çocukların ana babadan karşı cins ebeveyne karşı hissettikleri yakınlık ve hayranlığa bağlamakta, bilinçdışı karmaşık süreçler yoluyla kızların babalarının, erkeklerin annelerinin özelliklerini taşıyan eşleri seçtiklerini belirtmektedir (Özgüven, 2000). Bunun yanı sıra eş seçimine yönelik iki temel ilke vardır: “Benzerlik İlkesi”ne göre, sınırlı bir bireyler grubu içerisinde yaş, ırk, din, etnik köken, toplumsal sınıf, eğitim ve kişilik benzerliklerine dayanılarak seçim yapılır. Benzerlik (homogami) ilkesi, benzerlerin birbirini çektiği ilkesi üzerine kurulmuştur. Buna karşılık “bütünleme ilkesi” eşlerin özellikle kişilik açısın-dan farklı ve tamamlayıcı özellikleri nedeniyle seçildiğini savunur. Bu ilke karşıtların birbirini çektiği gerçeğine dayanmaktadır. Araştırmalar hangi ilkenin daha çok uygulandığını ortaya koymamıştır. Ancak benzerlik ilkesinin daha geçerli olduğu yönünde izlenimler vardır. Bu ilkenin daha geçerli olması, böyle bir seçimin sosyo-ekonomik sınıf, din, eğitim gibi alanlarda daha az çatışmaya yol açması, özellikle evliliğin ilk yıllarında karşılıklı toplumsallaşma sürecinin daha kolay olması nedeniyle olabilir. Ayrıca ana baba isteği ve toplumsal baskıda benzerlik ilkesi doğrultusundadır. Psikolojik gelişim, cinsel çekim ve aşk etkenleri de evliliği çağrıştırır. Karşı cinsten, aşağı yukarı aynı yaşta, fiziksel çekiciliği olan herhangi birine karşı heyecansal uyanış aşk olarak yorumlanabilir. Evlilik kararı ise romantik bir aşka bağlı olarak alınmaz, mutlu ya da mutsuz sonuçlara katlanmayı içeren sevme kararına dayanılarak alınır (Onur, 2003). (Hasan Bozgeyikli – Emre Toprak 72 GENÇLİK ARAŞTIRMALARI DERGİSİ ǀ Yıl: 1 ǀ Sayı: 1 )

Psikoanalitik kurama göre kişi kendilerine eş olarak karşı cins ebeveyne benzer kişileri seçerler. Odipus komplesinin çözümlenmesi ancak çocuk karşı cinsteki ebeveyni kendiyle özdeşleştirerek başarır. Bir hipoteze göre ödipal komplex erkeklerin eş seçimlerinde annelerine benzer kadınlara yöneldiklerini ve kadınların ise babalarına benzer kişileri tercih ettiklerini iddia etmektedir (Roithmayer, 2011). Eğer odipus ve elektra kompleksleri uygun biçimlerde çözümlenmezse, bu kişiler bilinçdışı tabular edinerek eşleriyle doygun bir cinsel hayatı yaşayamazlar (akt, Kantarcı 2009). Özetle psikoanalitik kuram açısından evlilik ilişkisi ele alındığında bireylerin erken dönem yaşantılarının evlilik ilişkileri üzerinde ve eş seçiminde önemli bir etken olduğu düşünülebilir. Diğer bir ifadeyle birey çocukluk dönemlerinde ebeveynde gözlemlemiş olduğu tutum ve davranışları evlilik ilişkisinde eşine karşı sergileyebilir ya da bu tutum ve davranışları sergileyebileceği eş seçimde bulunabilir.

     Bağlanma teorisi de erken dönemlerdeki eğitmenlerin veya yetiştirmede sorumlu olan bireylerle olan ilişkilerin, ileriki yaşlarda davranışları etkilediğini iddia etmektedir. Bowbly (1969) üç farklı bağlanma stilinden bahsetmektedir; güvenli bağlanma, güvensiz-çekinceli bağlanma ve güvensiz-belirsiz bağlanma. Bağlanma teorisine göre; erken yaşlarda bakım veren kişiyle kurulan ilişkinin, yetişkinlik döneminde kurulan ilişkilerdeki bağlanma türünü etkilemesidir. Bireyler kendi ebeveynlerden birine gösterdikleri bağlanma türüne benzer eşler ararlar (Roithmayer, 2011).

      Sosyal öğrenme kuramında da çocuk tarafından gözlemlenen ebeveyn evlilik ilişkisine yönelik davranışlar çocuğun kendi davranışları üzerinde büyük etkisinin olduğu ve kişinin eşine karşı sergilemiş olduğu uyumsuz davranışları ebeveyninden gözlem yoluyla öğrendiği savunulmaktadır (Bandura, 1979). Eş seçimlerimiz, eşimizle olan ilişki tutumumuz ve ilişkimizin devamlılığı açısından incelendiğinde ebeveynlerimizin ilişkisindeki tutumları algılayışımız önemli bir yer tutmaktadır.

Evlilik kararı ise romantik bir aşka bağlı olarak alınmaz, mutlu ya da mutsuz sonuçlara katlanmayı içeren sevme kararına dayanılarak alınır (Onur, 2003).Erciyes Üniversitesinin 2012-2013 öğretim yılı bahar döneminde çeşitli fakültelerinde son sınıfta öğrenim gören 556 öğrenciyle yapılan araştırma ışığında bu tez kanıtlanmıştır.

  • Bu bulgulara göre kadın ve erkek üniversiteli gençlerin eş seçiminde en önemli olarak gördükleri ilk kriter evlenilecek kişinin kişilik özelliği olarak öne çıkmıştır.
  • Araştırmada üniversiteli gençlerin eş seçiminde ikinci düzeyde önemli olarak gördükleri kriter ise “dini inanç” kriteri olarak ortaya çıkmıştır.
  • Araştırma bulgularında kadın ve erkek üniversiteli gençlerin eş seçiminde üçüncü ve dördüncü düzeyde önemli gördükleri kriterler açısından farklılık olduğu tespit edilmiştir.
  • Kadın katılımcılar üçüncü sırada sevgi/aşk, dördüncü sırada eğitim düzeyi kriterini önemli görürken; erkek katılımcılar üçüncü sırada bekaret, dördüncü sırada fiziksel çekicilik kriterini önemli görmüşlerdir.
  • Sevgi/aşk kriteri erkek katılımcılarda altıncı sırada önemli olarak görülürken; eğitim düzeyi ise dokuzuncu sırada önemli olarak görülmüştür.
  • Erkeklerin üçüncü sırada önemli olarak gördükleri bekaret kriteri ise kadın katılımcılarda yedinci sırada önemli olarak görülürken; fiziksel çekicilik kriteri altıncı sırada önemli bir kriter olarak görülmüştür.
  • Kadın ve erkek üniversiteli gençlerin eş seçiminde üçüncü ve dördüncü sırada önemli olarak gördükleri kriterler arasında ortaya çıkan bu farklılığın çeşitli araştırmaların (Bacanlı, 2001; Bener, 2011; Civil ve Yıldız, 2010; Ondaş, 2007; Yıldırım, 2007) sonuçlarıyla tutarlılık göstermektedir. Yapılan bu araştırmalarda özellikle erkeklerin bekaret konusunu çok önemli olarak gördükleri ortak bir bulgu olarak ortaya çıkmıştır. Fiziksel çekicilik kriteri de erkeklerin kadınlara oranla daha çok önemsedikleri bir kriter olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Fiziksel çekiciliğin erkek için neden daha önemli olduğu konusunda Buss (1994), “eş seçiminde erkekler için potansiyel eşin fiziksel çekiciliği daha önemliyken; kadınlar için, potansiyel eşin statüsü, ekonomik kaynakları ve kendisine ve çocuklarına yatırım yapma konusundaki isteği gibi özellikler daha önemlidir” şeklinde bir açıklama getirmektedir.
  • Bununla birlikte fiziksel çekicilik, kadında gençlik, sağlık ve “doğurganlık” gibi özelliklerin bir göstergesi olarak görüldüğü için, erkeklerin, “üreme başarısını” arttırmak amacıyla, fiziksel olarak çekici bir kadın seçme yönünde bir eğilim içinde oldukları belirtilmektedir (Buss, 1994).
  • Öte yandan, kadınların ise üreme başarısını arttırmak için, fiziksel çekiciliğe sahip bir erkekten ziyade, kaynakların kontrolünü elinde bulunduran yüksek statülü bir erkek seçme yönünde bir eğilime sahip olduklarını iddia etmektedir (Buss, 1994).
  • Araştırmada öne çıkan diğer bir bulguda kadın ve erkek bütün üniversiteli gençlerin aynı ırktan olma ve siyasi görüş kriterlerini çok da önemli olarak görmediklerine ilişkindir.
  • Erkek üniversitelilerin üçüncü sırada bekareti ve dördüncü sırada fiziksel çekiciliği önemli buldukları kadın katılımcıların ise üçüncü sırada sevgi/aşk ve dördüncü sırada eğitim düzeyi kriterini önemli buldukları tespit edilmiştir.

KAYNAKÇA

ÜNİVERSİTELİ GENÇLERİN EŞ SEÇİM
KRİTERLERİNİN SIRALAMA YARGILARIYLA ÖLÇEKLENMESİ
Hasan Bozgeyikli – Emre Toprak**

Ebeveyn İlişki Tutumu Algısı Ölçeğinin Geliştirilmesi Ve Psikometrik Özelliklerinin İncelenmesi
Eyüp ÇELİK, Gönül ÖZİŞ

Yorum bırakın